Araziden Seslerimiz (2016-01-21)

Gygaia Projeleri, San Francisco’da Düzenlenen AIA Toplantısında Sunum Yapıyor

Dan Plekhov

Yakın zamanda, yağmurlu San Francisco’da düzenlenen 117. Archaeological Institute of America (AIA) toplantısında poster sunumu yapma fırsatı buldum. Katılacak birbirinden güzel oturumların olduğu ve heyecan verici yeni araştırmalarda çalışan insanlarla tanışabildiğiniz bu konferanslar, genellikle oldukça yoğun geçiyor. Bu yıl da aynı şekilde geçti ve ben çalışmamı, benzer projeler yapan diğer arkeologlara sunduğum ve metotlarımızı ve sonuçlarımızı karşılaştırma fırsatı bulduğum için çok mutluydum.

Chris Roosevelt ve Christina Luke ile çok isimli olarak yaptığım poster sunumunun başlığı “CBS-tabanlı Mekan Analizi Aracılığıyla Demir Çağı Tümülüs Dağılımlarının Değerlendirilmesi” idi. Bu araştırmanın temel sorusu, belli bir düzen izlediği ve kümeler oluşturduğu gözlemlenen tümülüslerin konumlandırılmasında Bin Tepe peyzajının hangi özelliklerinin etkisi olduğuydu.

Çeşitli mekansal verilerin, yani Marmara Gölü, Gediz Nehri, akarsular, diğer su öğeleri ve çağdaş arkeolojik malzemenin, Coğrafi Bilgi Sistemleri’nde (CBS) birleştirilmesiyle, her bir tümülüsün arasındaki mesafeyi ve en yakınındaki öğelere olan yakınlıklarını ölçebildik. Ek olarak, sayısal yükseklik modeli kullanarak, peyzajdaki diğer öğelerin her bir tümülüsten, örneğin Kaymakçı, Lidya kenti Sardis, en çok öne çıkan üç tümülüs ve diğer tüm tümülüsten görünürlüğünü ölçebildik. Bu ölçümler bir bütün olarak bize, tümülüslerin bulunduğu yerlerin peyzaj ile nasıl ilişkili olduğuna dair fikir vermiş oldu.

(Burada, rastgele bir modelden [siyah çizgi] beklenen dağılımın aksine, tümülüslerin yükseklik değerlerinin dağılımını [kırmızı kesik çizgi] görüyoruz. Gri poligon, bootstrap yeniden örnekleme yoluyla elde edilen rastgele model etrafındaki %95’lik güven zarfını temsil ediyor.)

 

Bu her ne kadar faydalı bir bilgi olsa dahi, bizler daha çok, antik Lidyalılar’ın tümülüs için yer seçerken hangi peyzaj öğelerini göz önünde bulundurmuş olabileceklerini belirlemekle ilgileniyoruz. Bunu test etmek için de, Bin Tepe içerisindeki tümülüs sayısına eşit sayıda rastgele bir nokta kümesi oluşturduk ve bunu 100 kere tekrarladık. Peyzajın rastgele bir modelini yansıtan değerlerin dağılımını elde etmek adına, her bir simülasyon için tüm bu değişkenleri tekrar ölçtük. Bu dağılımı bizim belirlediğimiz asıl tümülüslerle karşılaştırarak, bizim modelimizin eğer tümülüsler rastgele konumlandırılmış olsalardı elde etmiş olacağımız modelden önemli ölçüde nerede ayrıldığını belirleyebildik.

Tümülüsler arasında göze çarpan bir alt grubun varlığını tespit ettik. Bu grup için konum olarak açık bir şekilde sırtların tercih edildiğini ve tümülüsler arası görünürlüğün rastgele bir modelden beklediğimizden çok daha fazla olduğunu gördük. Bu da, diğer tümülüslere yakınlık ve görünürlüğün, Marmara Gölü ya da Gediz Nehri gibi doğal olgulara yakınlıktan daha önemli olduğunu gösteriyor.

Bu yöntemlerimiz ve sonuçlarımıza dair harika geribildirimler aldık ve önümüzdeki Nisan ayının başında Society for American Archaeology konferansında sunacağımız diğer analizler için bunları dikkate alacağız. Daha fazla sonuç için bizi takip etmeye devam edin!